15 Ekim 2020 Perşembe

TÜRKİYE’DE LİKİDİTE RASYOLARINA BAKIŞ AÇISI NASIL OLMALI ?

Rasyolara geçmeden önce öncelikle şu soruyu cevaplayalım. Bir Firma’yı zor duruma ne düşürür ? Veya Firma’yı ne batırır ? Bu soruya birçok cevap verilebilir; yüksek tutarda batan alacak, hatalı yatırım kararı, ortakların şirket kasasından sorumsuz harcamaları, stokların değer düşüklüğüne uğraması vb… Aslen ilgili cevapların tamamı doğru olmakla beraber ilgili nedenler esas unsurun alt nedenleridir. Esas neden ise nakit dengesinde ve nakit akışında yaşanacak bozulmadır. Eğer Firma’nın nakit akışı güçlü ve dengeli ise, yukarıdaki hiçbir neden tek başına Firma’yı batıracak/zor duruma düşürecek kadar etkili olmayacaktır.

Peki Firma’nın nakit akışının ve likiditesinin güçlü olup olmadığı nasıl ölçülür. Bu konuda iyi analiz edilmiş likidite rasyoları bize fazlasıyla yardımcı olacaktır.

Bilindiği üzere temel likidite rasyolarını cari oran, likidite oranı (asit test) ve net işletme sermayesi (NİŞ) oluşturmaktadır. Cari oran özetle bir yıl içerisinde nakit ve nakde dönüşebilecek varlıkların kısa vadeli yükümlülükleri ödeme gücü olarak tanımlanabilir. Likidite oranının cari orandan farkı ise nakde dönüşümü daha az stokların hiç satılmadığı/satılamadığı düşünülerek hesaplanan rasyo olmasıdır. Kısaca cari orana göre daha hassas bir rasyodur. Net işletme sermayesi ise bize şirketin kısa vadeli borçlarını, dönen varlıkları ile karşılayıp karşılamadığını gösterir. Bu göstergenin de pozitif yönlü olması önemlidir. Eğer dönen varlıklarınız kısa vadeli borçlarınızı karşılamıyor veya başa baş noktasında karşılıyorsa ilave borç yüküne girmek firmanın nakit akışı için risk arz edecektir.

Finansal analiz ile ilgili akademik kitaplarda  cari oranın “2”, likidite oranının ise “1” olması istenir. Peki Türkiye gerçeklerinde bu standartlar ne kadar gerçekcidir ? İlgili orana ulaştığını varsayalım, bize gerçekten analiz için doğru sonucu verir mi ? Eğer ulaşamadıysa, bu yandık, bittik, battık anlamına mı gelir ? Aşağıda bu soruların cevaplarını arayacağız.

Öncelikle ülkemizde şirketlerin önemli bölümünün risk notları bankalar tarafından Vergi Usul Kanunu’na göre düzenlenen bilançolara göre derecelendirilmektedir. İlgili bilanço kalemlerinde TFRS'ye göre düzenlenen bilançoların aksine çok sayıda eksik/hatalı kayıt bulunabilmektedir. Bu nedenle derecelendirmeye geçmeden önce bazı aktarma-arındırma işlemlerinin yapılması gerekir. Likidite rasyolarını direk etkileyecek ve rasyoların olması gerekenden fazla yada eksik çıkmasına neden olacak temel aktarma/arındırma işlemleri aşağıdaki gibidir; 

Bilanço Kalemlerindeki Düzeltmeler

Not 1 :Aşağıdaki her düzeltmenin mutlak her zaman yapılacağı konusunda kesin bir kaide yoktur. Her durumun hikayesi farklı olabilir.

Not 2 : Cari varlıklar ile özkaynaklar/uzun vadeli yabancı kaynaklardan düşülen her tutar likidite rasyolarını ve NİŞ’i doğal olarak azaltır.

  • Bağımsız denetimden geçmemiş ve VUK’a göre düzenlenen bilançolardaki en sık yapılan hatalı işlemlerden birisi banka kredilerinde vade ayarlamasının yapılmamasıdır. Örnek olarak 36 ay vade ile kullanılan ve ödemesiz dönemi bulunmayan bir kredinin tamamı uzun vadede (400 hesabında), yada tamamı kısa vadede (300 hesabında) izlenebilmektedir. Her iki türlü durumda da likidite rasyoları gerçeği yansıtmayacak olup, Net işletme sermayesi’de hatalı hesaplanacaktır.
  • Eğer ortaklar tarafından Firma’ya fon desteği varsa ve ilgili tutarın kısa vadede ödenmesi beklenmiyorsa ortaklara borçlar hesabının 331’de izlenmesi gerek likidite rasyolarını gerekse NİŞ’i bozabilecek düzeyde etki yapabilecektir.
  • Bilançoda yüksek bir kasa veya ortaklardan alacaklar bakiyesi mevcut ise ve bu değer fiktif ise değerlendirici yüksek kasa bakiyeleri öz kaynaktan düşürülür.
  • Alıcılar hesabındaki donuk bakiyeler varlık niteliğini kaybettiği için özkaynaklardan indirilir.
  • Stok bakiyesinin reel durumu yansıtıp, yansıtmaması oldukça önemlidir. Özellikle kredi değerlendirmelerinde stokların doğruluğunu fazlasıyla incelenir. Reel olmayan her stok kaydı, kaydi veriler üzerinde net işletme sermayesini daha pozitif olarak gösterecektir. Şişkin stok bakiyeleri özkaynaklar yada ortaklara borçlardan (uzun vadeli olduğu düşünülerek) indirilerek hem likidite rasyolarını aşağı çektiği gibi ayrıca değerlendirici nezdindeki güven ortamını da zedeleyebilir.
  • Diğer ticari alacaklar, diğer alacaklar, diğer dönen varlıklar hesaplarında yüksek bakiyeli bir bilanço kaleminiz bulunuyorsa mutlaka değerlendiriciyi tatmin edecek bir açıklaması olmalıdır. Ayrıca muhasebesel olarak doğru olan her kayıt analizci için doğru olmayabilir. Örnek olarak peşin olarak ödenen sigorta giderlerinin “Gelecek Aylara Giderler” hesabında izlenmesi muhasebel açıdan doğru iken, analizci ilgili tutarın önümüzdeki dönem gelir tablosuna gider olarak yansıyacağını varsayıp, gerekli arındırma işlemini yaparak mevcut durumu görmek isteyebilir.

Yukarıda bahsi geçen düzeltmeleri ve gerekiyorsa diğer düzeltmeleri yaptığımızı varsayalım. Peki çıkacak oran bize nasıl fikir vermeli ? Eğer standartların altında ise Firma’ya bakış açımız nasıl olmalı ? Hangi faktörler bu aşamada bizim için önem arz ediyor ? Sektör farklılıkları likidite oranlarını değerlendirmede önemli mi ? Şimdi bu soruların yanıtlarını arayalım.

Genel olarak her ne kadar yukarıda cari oran standartının “2” olarak kabul edildiği ifade edilse de 1,5 olarak meydana gelmesi iyi bir seviye olarak kabul edilir. Likidite oranında 0,70 yeterli görülebilir. Ayrıca karşılaştırma yaparken sektördeki benzer şirketlerin durumu da önem arz etmektedir. Ek olarak ülkemizde sık rastlanılan aşağıdaki faktörler de değerlendirme yapılırken göz önüne alınmalıdır;

Ülkemizdeki rotatif (BCH/Borçlu Cari Hesap) kredi kullanımının sıklığı göz önüne alındığında bankalardaki kredibilite önem arz etmektedir. Rotatif kredinin vadesi genellikle 12 ay olmakla beraber, çoğu zaman takla attırılarak kullanılmaya vadesinden sonrada devam eder. Sonuç olarak “X” bankasındaki bir rotatif kaynaklı kredi “Y” bankasından kullanılacak yeni bir rotatif kredi ile kapatılabilir. Benzer bir durum kısa vadeli spot karakterli kredilerde de yaşanabilir. Bu durumda başlangıçta kullanılan kredi öz olarak, maliyet tarafını bir kenara bırakırsak uzun vadeli bir kredi gibi kullanılmaya başlanmıştır (doğru bir finansman politikası olup, olmadığı farklı bir tartışma konusudur).

İkinci dikkat edilecek nokta, ülkemizin diğer bir gerçeği olan “şirketin fakir” “ortağın zengin” olmasıdır. Ülkemizdeki Kurumsal şirketleri bir kenara bırakırsak, KOBİ’lerin önemli bir bölümü şirket kasası ile ortak kasasını beraber kullandığı yadsınamaz bir gerçektedir. Firma’nın likidite sorunu olduğu zaman, eğer “ortak zengin” ise şirkete fon desteği verdiği duruma sıkça rastlanabilir. Bu durumda rasyoyu değerlendirirken ortağı Firma’ya dış kaynaklardan fon sağlama gücünü likidite analizi için bir faktör olarak koymak yarar sağlayacaktır. İlgili gücün tespiti; ortağın bilinen şahsi mevduat hesapları, satışa hazır taşınmazları ve bilinen diğer nakit benzerleri ile yapılabilir.

Diğer bir unsur duran varlıkların bir başka deyişle taşınmazların satış kabiliyetidir. Şöyle düşünelim, bir araç kiralama şirketi için binek otomobil bir duran varlık, ancak 2. El satış yapan bir galeri için ise binek otomobil bir stoktur. Ülkemizde ortalama bir binek otomobilin her şekilde 1 yıl içerisinde satış kabiliyeti bulunmaktadır. Araç kiralama şirketinin alamadığı bir ihale sonucu iş hacminin önemli düzeyde daraldığını varsayalım. Likidite göstergelerin standartların altına gerilesin. Net işletme sermayesi (-) 1.000.000 TL’ye gerilesin. Aktife kayıtlı araçlardan şu an kullanılmayan 3.000.000 TL piyasa değeri bulunan 30 aracın peşin satışına karar verilsin. Satıldığını varsayarsak net işletme sermayesi 2.000.000 TL artıya çıkacak, rasyolarda büyük oranda toparlanma görülecektir. Peki bunu her duran varlık için düşünebilir miyiz ? Mesela 70.000 m2 açık alan üzerine kurulu 50.000 m2 kapalı alana sahip, piyasa değeri 500.000.000 TL olan bir fabrika binası düşünsek ? Bu gayrimenkulü bir anda almak isteyip, alım gücü bulunan kaç alıcı olabilir ? Kısaca satma niyeti tek başına yeterli bir kriter değildir. Önemli olan ilgili sabit varlığın niteliğidir.

Rasyoları değerlendirirken dikkat edilebilecek diğer bir unsur alacak kalitesi. Kurumsal nitelikli şirketlerden yada teminata bağlanmış oluşan alacaklarda kolay kolay tahsilat sorunu yaşanmaması dolayısıyla alacak ilgili şirketlerden/teminata bağlanmış alacaklardan oluşan bir Firma’nın örnek olarak “1,30” çıkan cari oranı ile, alacağı teminata bağlanmamış ve portföyündeki şirketlerle zaman zaman tahsilat sorunu yaşayan başka bir şirketin “1,30” çıkan cari oranı aynı değerlendirme içerisinde olmamalıdır. Benzer bir şekilde net işletme sermayesinin negatif olması, yada likidite oranının standartın altında olması 1. Şirkette tolere edilebilir görünüm sergileyebilirken, 2. Şirkette farklı değerlendirmelere yol açabilir.

Alacak kalitesi için oluşabilecek başka bir örnek yüksek derecede müşteri bağımlılığıdır. Aktifi ticari alacak ağırlığında oluşan, likidite oranı “1,4” gibi yüksek olan bir şirket için eğer ticari alacaklarının %75’i tek bir müşteriden kaynaklanıyorsa, ilgili şirketten olan tahsilatta bir sorun yaşanması halinde bu durum tüm likiditeyi etkileyebilir. Bu nedenle salt oran analizinden çıkan sonucu göz önüne almak her zaman bize doğru sonucu göstermeyebilir.

Stoksuz, sipariş üzerine çalışan Firma’larda likidite oranı üzerinden analiz yapmak daha sağlıklı bir sonuç verecektir. Ayrıca stokların niteliğini bilmek özellikle cari oran ve NİS değerlendirilirken önem arz etmektedir. Örnek olarak mermer madenciliği ile uğraşan bir Firma’da, dönen varlıkların 6.000.000 TL, KVYK toplamının 4.000.000 TL, Stokların 4.000.000 TL, Hazır değerler ve alacak toplamının 2.000.000 TL olduğunu düşünelim. Güncel değerlere göre Net işletme sermayesi 2.000.000 TL fazla vermekte, cari oran ise “1,5” olarak meydana gelmektedir. Kısaca rasyolar yeterli düzeyde görülmektedir. Senaryomuzda, stokların 3.000.000 TL’sinin beyaz mermer, 1.000.000 TL’sinin gri mermerden oluştuğu, yurtiçine satış yapmayan Firma’nın tek pazarının Çin olduğu, ancak Çin’in 2022 yılına kadar beyaz mermer alımı yapmayacağını beyan ettiğini varsayalım. Firma’nın beyaz mermer stoğunu eritibilmesi için, daha önce çalışmadığı pazarlara girmesi, ürünü tutundurması, yeni anlaşmalar yapması gerekecek. Bu durum zaman alacağı gibi, başarılı olup olamayacağı da soru işareti olacak. Sonuçta eğer pazar bulamaz yada stokları 2022 yılına kadar taşıma niyeti bulunursa, bu durumda cari oranı değerlendirilirken ilgili stokların değerlendirilmeye katılması likidite açısından hatalı sonuç verebilecektir.

Sonuç olarak Firma’nın likidite göstergeleri değerlendirilirken;

  • Mali tablolar üzerinde gerekli düzeltme işlemleri yapılması
  • Firma’nın hangi sektörde faaliyet gösterdiği ve sektör ortalamaları
  • Kasa, Alacak ve Stoklar içerisinde varlık niteliğini kaybeden/1 yıl içerisinde satılamayacak/tahsil edilemeyek varlıkların tespit edilmesi
  • Duran varlıkların kolay elden çıkılabilirlik nezdinde niteliğinin tespit edilmesi
  • Alıcı/Müşteri/Pazar bağımlığının bulunup bulunmadığı
  • Bankalardaki kredibilitesi, rotatif/spot karakterli kredilerin döndürülme potansiyeli
  • Dış kaynaklardan sermaye niteliğinde kısa vadede fon giriş imkanının bulunup, bulunmaması

Dikkat edilmesi gereken unsurlar olarak ön plana çıkmaktadır. Son olarak hiçbir zaman unutulmamalıdır ki finansal analizde tüm rasyolar, mikro ve makro gelişmelerle yakından ilişkilidir. Bu nedenle salt oran analizi hatalı sonuç verebilir.

1 yorum:

  1. Oldukça faydalı oldu Üstat. Tşrkler. Yazılarının devamını bekliyoruz

    YanıtlaSil

RİSK BAZLI ANALİZ – TEDARİK RİSKİ

Aslında tedarik riskini birkaç cümle özetleyip, likidite riskine geçmeyi planlıyordum. Ancak özellikle bazı sektörlerdeki gelişmelerki çip v...